Gazetemiz yazarı Ayşegül Özdemir’in bu hafta ki köşe yazısı…
Bir sabah uyandığımızda, geriye dönüp baktığımızda ne görmek isteriz? Bir dizi başarı mı, unutulmaz anılar mı yoksa keşfedilmemiş potansiyellerle dolu bir geçmiş mi? Shakespeare’in meşhur sorusu, “Olmak ya da olmamak,” yalnızca Hamlet ’in trajik dünyası için değil, bugünün karmaşık yaşamı için de geçerli.
Zaman hepimizin ortak dili ama paradoksal bir şekilde hiçbirimizin tam anlamıyla kontrol edemediği bir güç. Geçmiş, kapalı bir kitaptır; gelecek ise boş bir sayfa. Şimdiki an, ikisi arasında sıkışıp kalmış bir hediyedir. Peki, biz hangi zamanı kucaklıyoruz?
Geçmişin ağırlığı bazen bizi yere çeker; alınmayan yollar, söylenmeyen sözler, tamamlanmamış hikayeler… Ama belki de asıl mesele, geçmişin bizi şekillendirdiğini kabul etmek, fakat onun gölgesinde kaybolmamak.
Şimdiyi yaşamak ise cesaret ister. Zihnimiz gelecek korkularıyla ve geçmiş pişmanlıklarıyla meşgulken, anın tadını çıkarmak bir devrim niteliği taşır. Bize sürekli “bir şeyler ol” denir; doktor ol, avukat ol, zengin ol… Ama ya sadece “olmak” yetseydi?
“Olmak ya da olmamak,” seçimlerimizin sonucunda şekillenen bir hikâyedir. Senin hikâyende hangi cümleyle başlar.
Hikâye, yalnızca seçimlerimizden ibaret değil. Aynı zamanda, seçim yapmadığımız anların, cesaret edemediğimiz adımların ve farkında olmadan sarıldığımız umutların birleşiminden oluşuyor. Peki, gerçekten “olmak” ne demek? Hayatı sadece anlamaya çalışmak mı, yoksa onun içinde kaybolmayı da göze alabilmek mi?
Belki de varoluş, bir tür denge sanatıdır. Geçmişin öğrettiklerini yanımıza alıp geleceğin bilinmezliğine doğru yürürken, anın içinde nefes alabilmek… Zamanın geçişine direnmek yerine, onunla dans etmeyi öğrenmek. İşte belki de “olmak”, tam da bu noktada başlar: Geçmişi affederek, geleceği kucaklayarak ve şimdiyi hissederek.
Şimdi sıra sende, sevgili okuyucu. Hayat, sana hangi melodiyi çalıyor ve sen onunla nasıl bir dansa başlamayı seçiyorsun? Belki adımlarını henüz bulamadın ya da melodiyi duymakta zorlanıyorsun. Ama unutmamalısın, yaşam bir yarış değil ,bir yolculuk. Bu yolculukta önemli olan her anın değerini bilmek, her seçimde kendine dürüst kalmak.
Olmak ya da olmamak… Belki bu soru, bir son değil, bir başlangıçtır. Çünkü insan olmanın özü, sorular sormakta ve cevapları keşfetmekte yatar. O zaman, kendi hikâyeni yazmaya bugünden başla. Geçmişinle barış, geleceğinle dost ol ve şimdiyi gerçekten yaşa.
Zaman, seni bekliyor artık sahne senin.


GÜVERCİNLİK KÖYÜNDEN GEÇTİNİZ Mİ?
DİN TÜCCARI SİYASETÇİLER DEMOKRASİMİZE ZARAR VERMEKTEDİR