Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında alınan kararlarla değil, toplumun vicdanında verilen hükümlerle şekillenir.
Ancak, güç ve ayrıcalık karşısında sarsılan değerler, adaletin yalnızca bir kavramdan ibaret hale gelmesine neden oluyor.
Bugün bir trafik kazası etrafında dönen tartışmalar, aslında daha büyük bir gerçeği ortaya koyuyor, ahlaki çürüme.
Hukukun esnemesi, vicdanın susması ve güçlü olanın kayırılması, ahlaki yozlaşmanın sistematik hale geldiğinin en somut göstergesi.
Eylem Tok ve oğlu Timur Cihantimur’un davası, yalnızca bir trafik kazasının değil, sistematik bir ahlaki çürümenin göstergesi oldu.
Bir genç, ehliyetsiz bir şekilde lüks bir aracı kullanarak bir insanın hayatını aldı.
Ancak olayın ardından yaşananlar, adaletin nasıl şekillendiğini gözler önüne serdi.
Kaçış, sessizlik, yönlendirme ve güç sahiplerinin korunaklı dünyası.
Kazanın ardından, mağdurun ailesi önce adalet arayışına girdi.
Ancak zamanla sessizlik hâkim oldu.
Maddi ve manevi zararların giderildiği gerekçesiyle şikayetler geri çekildi.
Baba Özer Aci ise bu sürece karşı çıktı, adaletin satın alınamayacağını söyledi.
Peki, bu noktada vicdan nerede duruyor?
Adalet gerçekten var mı? Bugün bir baba, kaybettiği çocuğu için sesini yükseltiyor.
Ama sessizlik ağır.
Çünkü sistem, gücün kazanmasına izin veriyor.
Hukuk herkes için eşit mi? Yoksa sadece bazıları için mi yazılmış?
Çürüme, bireylerden başlıyor.
Önce kendini kurtarma içgüdüsü devreye giriyor.
Ardından toplumsal kabul geliyor.
En sonunda ise sessizlik bir kural haline dönüşüyor.
Herkes izliyor ama kimse gerçekten sorgulamıyor.
Medya birkaç gün boyunca manşetleri çığlık çığlığa atıyor.
İnsanlar öfkeleniyor.
Fakat sonra bir bakıyorsun, gündem değişmiş.
Hukuki süreç sessizce şekil almış.
Öfke, yerini yeni bir olayın şokuna bırakmış.
Adalet yine ertelenmiş.
Bugün bu olay üzerinden konuşuyoruz.
Yarın başka bir olay yaşanacak.
Ve toplum yine sessiz kalacak.
Hukuk yine esneyecek.
Birileri yine korunaklı dünyalarına çekilecek.
Ve biz izlemeye devam edeceğiz.
Ve belki de en büyük korkutucu gerçek şu: Biz de bu ahlaki çürümenin bir parçası olduk.
Peki, siz ne düşünüyorsunuz?
Bu olay, sadece bir trafik kazası mıydı? Yoksa adaletin sınırlarını zorlayan bir sistemin göstergesi mi?
Adaletin gerçekten herkes için eşit olup olmadığını sorgulamak gerekiyor.
Eğer sıradan bir vatandaş aynı suçu işlemiş olsaydı, kaçma şansı olur muydu? Hukuk, ekonomik ve sosyal sınıflara göre eğilip bükülebilir mi?
Sizce adaletin sesi hâlâ duyuluyor mu? Yoksa artık sadece güçlü olanın kazandığı bir düzene mi alıştık?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Sizce bu çürüme durdurulabilir mi? Yoksa hepimiz sessizliğin bir parçası mı olduk?
Huzurlu ve güzel bir hafta sonu dilerim…


GÜVERCİNLİK KÖYÜNDEN GEÇTİNİZ Mİ?
DİN TÜCCARI SİYASETÇİLER DEMOKRASİMİZE ZARAR VERMEKTEDİR