Gazetemiz yazarı Nihat Hardal’ın bu haftaki köşe yazısı…
“Yüz iki yıldır emekleyerek günümüze kadar ite kaka getirdiğimiz bir Cumhuriyet mücadelesi veriyoruz bu topraklarda.
Tam 102 yıl önce fakir bir ailenin yetim çocuğu olarak yola çıkan bu insan Türk milletinin önüne bir hedef koydu. Bu millete yönetim şekli olarak Cumhuriyet yakışır dedi.
Koyduğu bu hedefe ilk zamanlar en yakın arkadaşları bile inanamadılar. Biliyordu fakir ve yorgun bir milleti ayağa kaldırmak kolay olmayacaktı. Yolu uzun ve engebelerle doluydu ama inançlı ve kararlı bir insanı yolundan çevirmek asla kolay değildi. Önce en yakınında ki arkadaşlarına ikna etti sonra Anadolu halkını.
1920 yılında açtığı meclisi 1923 yılında Cumhuriyetle taçlandırdı.
Savaşlardan yorulmuş Anadolu halkını ilmek ilmek işleyerek ayağa kaldırdı. Tarım alanında yaptığı toprak reformunu yakın tarihi okuyanlar bilir. Cumhuriyetin kazanımlarını saymakla bitmez. Harf inkılabı yaptığında bazı çevrelerin ‘’Bizi cahil bıraktı’’ söylemlerine asla dikkate almayın, asıl olan harf devrimi öncesi ülkede yaygın bir cehaletin olmasıydı.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçilirken 1923’te Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 85’i köylerde yaşıyordu. Ülkede 40 bin köy vardı ve bunun 37 bininde okul ve öğretmen yoktu. Özellikle Anadolu’da kız çocukları genelde okula gönderilmiyordu. Okuma yazma oranı kısmen ekonominin ve kültürün canlı olduğu birkaç büyük kentte ve gayrimüslim nüfusun daha fazla olduğu bazı kentlerde biraz daha yüksekti. Ancak ülke genelinde nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan kadın nüfusun yüzde 95’den fazlası okuma yazma bilmiyordu.
Harf Devrimi öncesi 1927 nüfus sayımında yaklaşık yüzde 10 civarında olan okur-yazar oranı 1928 Harf Devrimi sonrası yeni harflerle 1935’te yaklaşık yüzde 20’yi buldu. Bugün geldiğimiz noktada ise toplumun büyük bölümü okur yazardır.
Atatürk biliyordu ülkede tarım tek başına kalkınma için yeterli değildi ve oda bunun farkındaydı. O halde üretim için daha çok yatırıma ve fabrikalara ihtiyaç vardı.
Ülke sanayisi için hemen çalışmalara başlandı ve kısa sürede onlarca fabrikalar açıldı.
1- Ankara Fişek Fabrikası (1924 9- Ankara çimento fabrikası
2-Gölcük Tersanesi (1924) 10-Ankara hava gazı fabrikası
3-Şakir Zümre Fabrikası (1925) 11- İstanbul otomobil montaj fabrikası
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925) 12- Kayaş kapsül fabrikası
5-Alpullu Şeker Fabrikası (1926) 11- Nur Killigil tabanca, havan ve mühimmat fab.
6-Uşak Şeker Fabrikası (1926) 13- Kırıkkale elektrik santrali ve çelik fab.
7-Eskişehir Şeker Fabrikası (1934) 14- Gemlik suni ipek fabrikası 1935
8-Turhal Şeker Fabrikaları (1934) 15- Keçiborlu kükürt fabrikası 1935
16-Konya Ereğli Bez Fabrikası (1934) 29- Ankara çubuk barajı 1936
17-Bakırköy Bez Fabrikası (1934) 30- Zonguldak taş kömür fab. 1935
18- Bursa süt fabrikası 31- Barut, tüfek top fab. 1935
19- İzmit Paşabahçe şişe cam 32- Nuri Demirağ uçak fab. 1936
20-Zonguldak antrasit fabrikası 33- Malatya sigara fab. 1936
21- Zonguldak kömür yıkama fabrikası 34- Bitlis sigara fab. 1936
22- Keçiborlu kükürt fabrikası (1934) 35- Malatya bez fab.1937
23- Isparta Gülyağı fabrikası (1934) 36- İzmit kağıt ve karton fab. 1934
24- Ankara-Konya-Eskişehir ve Sivas buğday filoları (1934)
25- Paşabahçe şişe ve cam fabrikası (1935) 37- Karabük demir çelik fab. 1937
26- Kayseri bez fabrikası 1934 38- Divriği demir ocakları 1938
27- Nazilli basma fabrikası 1935 39- İzmir klor fab. 1938
28- Bursa merinos fabrikası 1937 40- Sivas çimento fab. 1938
Bütün bunlar yetti mi? Tabi ki de hayır.
Atatürk’ün en önemli devrimlerden biride kadınlarımıza verilen haklardır.
Demokratik toplumun bir yansıması olan bu hak, kadınlara toplumu şekillendiren ve geleceğe yön veren aktörler olarak önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu anlamda, 5 Aralık 1934 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınlarının pek çok ülkeden daha önce seçme ve seçilme hakkını kazandığı önemli bir dönüm noktasıdır.
Medeni kanun ise Türk aile yapısını şekillendiren tarihi bir atılımdır.
Medeni kanun, kişiler, aileler, miraslar ve eşyalar üzerine münasebetleri düzenleyen kanundur. Kişilerin hak ve ödevleri, ailenin kuruluşu, miras ilişkilerinin düzenlenmesi, medeni kanunun konuları içine girmektedir.
Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün birçok devrimini yazmaya sayfalar yetmeyeceğini biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi bir milleti ayağa kaldırarak bu topraklara can vermiştir.
Verdiği en önemli mücadelelerden biride Türk insanına ümmet değil millet olmayı öğretmiştir.
Kısacık ömrüne dünyaları sığdıran bu dahi insan, yüce yaratanın Türk milletine bir armağanıdır.”
Saygıyla…


GÜVERCİNLİK KÖYÜNDEN GEÇTİNİZ Mİ?
DİN TÜCCARI SİYASETÇİLER DEMOKRASİMİZE ZARAR VERMEKTEDİR