Gazetemiz yazarı Haydar Melek’in bu haftaki köşe yazısı…
“Son günlerde Fatsa ve Ordu’nun geniş bir bölümünün maden sahası ilan edildiğine dair bilgi, sadece bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir gelecek meselesidir. Bu konuya “olur mu, olmaz mı” diye uzaktan bakılacak bir durum değil, aksine hepimizin doğrudan içinde olduğu bir yaşam meselesidir.
Evet, altın ekonomiye katkı sağlar. Döviz getirir, istihdam oluşturur. Ancak şu soruyu sormadan ilerlemek mümkün mü: Bu kazanç kimin, bedelini kim ödüyor?
Özellikle siyanürlü altın madenciliği söz konusu olduğunda, mesele artık sadece ekonomi değildir. Siyanür, altını ayrıştırmak için kullanılan güçlü bir kimyasaldır ve en küçük bir sızıntı ihtimali dahi ciddi sonuçlar doğurabilir. Toprağa karıştığında tarım alanlarını verimsizleştirir, suya karıştığında içme kaynaklarını tehdit eder. Karadeniz gibi yağışın bol olduğu bir coğrafyada bu risk katlanarak artar. Yani mesele sadece bugün değil, yarınlarımızdır.
Fatsa ve Ordu’nun geçim kaynakları ortadadır: fındık, tarım, hayvancılık ve doğa turizmi. Bu bölgenin gerçek zenginliği toprağın üstündedir, altındaki değil. Birkaç yıl sürecek bir madencilik faaliyeti uğruna, yüzlerce yıl sürecek bir üretim kültürünü riske atmak ne kadar doğru?
Daha da önemlisi, bu tür projelerde çoğu zaman yerel halkın yeterince söz sahibi olamaması, karar süreçlerinin şeffaf yürütülmemesi ve “oldu-bitti” anlayışının hakim olmasıdır. İşte tam da bu noktada sessiz kalmak, aslında kabullenmek anlamına gelir.
Peki ne yapmalıyız?
Öncelikle şunu kabul etmeliyiz: Bu mesele siyaset üstüdür. Bu mesele çocuklarımızın içeceği suyun, ekeceği toprağın meselesidir. Tepki göstermek bir hak değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.
Ancak bu tepki; kırmadan, dökmeden, hukukun dışına çıkmadan ama kararlı bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bilgi edinme hakkı kullanılmalı, çevresel etki değerlendirme süreçleri yakından takip edilmeli, bilim insanlarının görüşleri dikkate alınmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hareket etmek, yerel yönetimlerden hesap sormak ve gerektiğinde hukuki yolları kullanmak vatandaşın en doğal hakkıdır.
Unutulmamalıdır ki doğa bir kez zarar gördüğünde geri dönüşü çoğu zaman mümkün olmaz. Altın çıkarılır, satılır ve biter. Ama kirlenen su, bozulan toprak ve kaybolan yaşam geri gelmez.
Bugün sessiz kalırsak, yarın konuşacak bir doğa bulamayabiliriz.”
Bu yüzden mesele karşı çıkmak ya da çıkmamak değil; yaşadığımız yere sahip çıkıp çıkmamaktır. Çünkü bu topraklar, bize miras değil; gelecek nesillerden ödünç alınmıştır.


DUYUNCA SİZE NE ÇAĞRIŞTIRIYOR PEKİ?
APP PLAKANIN CEZASI NEYE GÖRE BELİRLENDİ?
5 BAKANLIK 1 DİYANET ETMİYOR
“18 MART”