“Yağan yağmurun ardından gelen güneş iliklerimize kadar ısıtmıştı.
Güneş, bitkilere hayvanlara ve toprağa olduğu gibi bizlere de iyi geliyordu, doğanın aydınlık yüzü bizi mutlu etmiş yüzlerimiz de gülücükler açmasına sebep olmuştu.
Yol kenarlarında ki oluklardan menfeze akan su, yolların kurumasına yardımcı oluyordu. Çatlayan toprağı suya doyurmuş, tarım işiyle uğraşanlar çok keyiflenmişlerdi.
Hüseyin amca’nın tarım krediye ve ziraat bankasına borçları vardı, mahsulünü satacak borçlarını ödedikten sonra geriye para kalırsa onunla bir yıl idare edecekti. Tek geçim kaynağı olan buğday, onun ve ailesinin gelecek ile ilgili planlar yapmasını sağlayan umuttu.
Aslında buğday sadece Hüseyin amca için önemli değildi, bütün Dünya buğdaya çok önem veriyor, insanoğlu geleceğini bu bitkiye bağlıyordu.
Buğday Türkiye’de gıdadan daha fazlasıdır, berekettir, nimettir ve gelenektir. Ülkemizde ve dünyada gıda alanları dışında, insan (ağrı kesici, kansızlık ve kabızlık) ve hayvan sağlığı için ilaç olarak kullanılmıştır ve yer yer kullanılmaya devam etmektedir. Anadolu’da avcı-toplayıcı dönemde başlayan buğday insan ilişkisi yerleşik düzene geçişle birlikte vazgeçilmez olmuştur. Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan Bereketli Hilal olarak adlandırılan bölgede yerleşik düzene geçiş, tarım kültürü ve buğday tarımı birlikte başlamıştır demek yanlış olmaz.
Son birkaç yıla kadar dünyada en çok ekilen ve üretilen tahıl buğdaydı. Günümüzde en çok üretilen tahıl mısır olmuştur. Ancak mısırın sadece %10’u insan gıdası olarak tüketilmektedir. Günümüzde bir milyar insan yetersiz beslenmektedir. Yapılan çalışmalarda dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyar olacağı öngörülmektedir. Artan ve yetersiz beslenen nüfusu beslemek için tüm gıdalarda olduğu gibi temel gıda olan buğdayda da ciddi üretim artışı gerekmektedir.
Yaşı tutanlar hatırlayacaktır, ilkokul yıllarımızda tarım ile ilgili bilgilendirme yapılırken, Türkiye Dünya’da tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olduğu anlatılırdı. Ve bu durum yıllarca böyle devam etti.
Dünya 2050 yıllarında açlık ile mücadele edeceği öngörülürken, Türkiye üreten ülke konumundan çıkarak ithal eden ülke durumuna gelmesi sizleri ürkütmüyor mu?
Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden kazanılan tarım tecrübelerimizi geliştirmemiz gerekirken kaybediyor olmamız sizleri endişelendirmiyor mu?
Bugünlerde, sebze ve meyve fiyatları ile birlikte kuru gıdanın ne kadar çok zamlandığını, Pazara bile artık çıkamadığımızı konuşuyoruz.
Bu durumun tabi ki birçok nedeni var, ama en önemli sebep nedir biliyor musunuz?
Marketlerde satılan kuru gıdalar ve manavlardan aldığınız meyve sebzelerin tamamı ithal, dolar ile alıp TL ile sattığımız için dolar yükseldikçe fiyatlarda aynı oranda yükseldiğini unutmayın.
Türkiye artık kendi kendine yeten 7 ülke konumundan çıkmış, ithalata bağlı ülke durumuna gelmiştir.
Bu durum geçmişte tarım ve orman bakanına sorulduğunda, gazetecilere traji komik bir cevap vererek. ‘’ paramız var ki ithal ediyoruz’’ demişti.
Köylüsünü üretime katmayan, bütün nüfusunu şehirlere taşıyan bir anlayış bu ülkeyi yönetmemeli.
Bütün Dünya tarıma yönelirken, bizim uzaklaşmamız sizi KORKUTMUYOR MU?
Sadece Hüseyin amca’nın geleceği değil, bütün ülkenin geleceğinin tarıma bağlı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.
HADİ MÜMKÜNSE HEP BERABER KÖYÜMÜZE GERİ DÖNEREK EKİME ve TARIMA DESTEK SAĞLAYALIM.
YOKSA YAKIN TARİHTE AÇLIK ve YOKSULLUK BİZLERİ BEKLİYOR UNUTMAYIN.”


ANKARA DA NELER OLUYOR?
“HAYATTA KALMA MÜCADELESİ”
AHMET KARAOĞLANOĞLU’NDAN YENİ YIL MESAJI
HEMŞİRE HANIM