Kim ne derse desin… Ulusumuz, hem milliyetçi, hem dindar bir ulustur. Bu dindarlık toplumsal karakterimize nakşetmiş, yani işlemiştir.
Fakat hemen arkasından eklemek gerekir ki;…..
Ulusumuz mutaassıp değildir. Hatta taassuptan nefret eder.
Tarihimizde Ulusumuzun taassubu mahkum etmesiyle sonuçlanan hayli örnek olay vardır.
İşte bu nedenledir ki ulusumuz aynı zamanda “ laik bir karaktere” sahiptir. Yani kimsenin dinine, inancına, ibadetine karışmaz. Karışana hoş gözle de bakmaz. Kimsenin kimse üzerinde dinsel tahakküm tesis etmesine izin vermez.
Şimdi bu hususları biraz açıklamak istiyorum.
Osmanlı imparatorluğu 600 küsur yıllık tarihinin 400 yıllık uzun bir sürecinde, aynı zamanda padişahın dinsel kimliği olan hilafete de dayalı bir mutlakıyet rejimi ile yönetilmiştir.
Böyle olmasına karşılık Osmanlı egemenliği altındaki gayrimüslimler bir başka siyasal gücün egemenliği altına girmek arayışına yönelmemiş, 20’inci yüzyılın başına kadar bu yönetimi benimseyerek sahiplenmişlerdir.
Bunun kadar önemli bir diğer husus da, dış kışkırtmalarla yaşanan çok eski devirdeki bazı tatsızlıklar hariç- özellikle Avrupa halkı, mezhep ayrılıkları veya tarikat farklılıkları nedeniyle birbirine kem gözle bakmamıştır.
Buna karşılık her dinin inananları, inançlarının gereği gibi yaşamışlardır. Hatta başka yerlerde Hristiyanlık içinde mezhep çatışmaları kan dökerken, Osmanlı egemenliği altında Katoliği, Gregoryan’ı Ortodoks’u, Protestan’ı ile Hristiyan unsurlar, bütünlük ve barış içinde yaşamlarını idame etmişlerdir.
İnsanımızın laik karakterinin ifadesini bulduğu en çarpıcı örnek, Ahi teşkilatı ile ortaya çıkmıyor mu? Ahi babaları, müslim-gayrimüslim ayırımı yapmadan çarşı Pazar esnafının tümünü kucaklamıyor mu? Bu anlayış değil mi, daha Osmanlı’nın kuruluşundan çok önce serbest ve özgür piyasa kuralları içinde disiplin ve otoriteyi sağlayan?
Evet Ulusumuz Müslümandır. Yıllarca İslamiyetin kılıcı olmuş… Hamisi olmuş… Koruyucusun olmuş bir ulusun dindar olmasından daha doğal ne olabilirdi ?
İşte onun içindir ki Ramazan ayları, Türkiye de bir başka çoşkulu, bir başka anlamlıdır…
İşte onun için cıvıltılı, bir başka töreseldir..
İşte onun için Türkiye’de ezanlar bir başka okunur. İlahiler bir başka söylenir..
İşte onun için camilerimiz; Sultan Ahmedimiz., Süleymaniyemiz, Selimiye’miz göğe bir başka huzur verir. Yatırlarımız, türbelerimiz, halkımızın bünyesinde canlılarla birlikte yaşar gider..
Hamd’lar, inşallah’lar, şükürler ,maşallahlar dilimizin bir parçasıdır.
Tüm bunlar, daha sıralamakla bitiremeyeceğimiz yüzlerce örnek, ulusumuzun dindarlığın bir göstergesidir.
Buna müdahale etmek kimsenin haddi değildir. Bu bakımından bizim inanç ve ibadet özgürlüğü ile ilgili anlayışımız, milletimiz bakımından bir güvence bir teminattır. İşte bu teminatın altına, bir başka ülkeyi, bir başka güvenceyi koyuyoruz. Laiklik güvencesini….
Şimdi bu konuya giriyorum…
Cumhuriyetimizin temel ve vazgeçilmez ilkelerinden olan laiklik, doğrudan –doğruya ulusal karakterimizde bulunan bir özelliğin, daha doğrusu niteliğimizin kağıda dökülmüş ve yasalaşmış şeklinden başka bir şey değildir.
Nedir bu karakterimizin belirgin niteliği…
Mutaassıp olmadan dindar olmak.
Kimsenin inancına müdahale etmeden inanç sahibi olmak..
Kimsenin ibadetine karışmadan ibadet etmek..
Kimsenin üzerinde tahakküm tesis etmeden hür olmak, hür yaşamak…
Dini gelişmenin, teknolojini, çağdaşlığın, uygarlığın engeliymiş gibi göstermeden sahiplenmek, yaşamak…
Hiç kimse bundan endişe etmesin, endişe duymasın…
Dinine, imanına, inancına, ibadetine bağlı dindar Türk ulusu, laikliğin güvencesi altında çağdaş uygarlık düzeyine erişecek ve aşacaktır. Kalın sağlıcakla!


YEŞİL ALTININ GÖLGESİNDE ALIN TERİ FINDIK
BU TOROS TAKSİLER NEREYE KAYBOLDULAR ?
TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINDA KLİMA DENETİMLERİ SÜRÜYOR