Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara’da 11’inci Noterliğinde düzenlenen 13 Mart 1975 gün ve 9125 yevmiye no’lu senetle kurulmuş, Ankara Asliye 14’üncü Hukuk Hakimliğinin 7 Nisan 1975 gün ve 1975/ 203 Esas-1975/194 sayılı ilamıyla Vakıf Senedinin tesciline karar verilmiştir. Vakfın Kuruluşu, Vakıflar Genel Müdürlüğünce Resmi Gazete’nin 8 Mayıs 1975 gün ve 15230 sayılı nüshasının 15 ıncı sayfasında ilan edilmiştir.
Vakıf senedinin 2 inci maddesinde vakfın amacı, İslam dininin gerçek hüviyetiyle tanıtılmasında, toplumun din konusunda aydınlatılmasında Diyanet İşleri Başkanlığına yardımcı ve destek olmak, gereken yerlerde cami yapıp donatmak, fakir hastalan için tedavi kurumları açıp işletmek, zekat fitre gibi Müslüman vatandaşlarımız tarafından yapılacak yardımları şartlarına uygun olarak toplumdaki ihtiyaç sahiplerine intikal ettirerek sosyal yardım ve hizmeti geliştirmektir. Şeklinde ifade edilmiştir….
Türkiye Diyanet Vakfı, bu amaç çerçevesinde görüldüğünde adıyla uyumlu bir diyanet vakfıdır. Ancak vakfın faaliyetleri ve özellikle örgütlenmesi, belirli bir mal varlığını gerçekleştirmek istediği amaca özgülemiş bir özel hukuk tüzel kişisinin ötesinde olduğunu sergilemektedir.
Vakfın yapılanmasına model olarak “ devlet “ in alınmış olduğu en az bu şema kadar, tümüyle devlet memurlarına ilişkin bir hukuksal düzenleme niteliği taşıyan ve Vakıf Mütevelli Heyeti’nin 13 Ocak 1985 tarih ve 4 sayılı kararıyla kabul edilmiş olan Türkiye Diyanet Vakfı Personel Talimatından açıkça bellidir.
Vakfın faaliyetleri arasında , “ yurt içinde “ ve “ yurt dışında” vatandaşlarımıza irşad ekipleri göndermek dahi vardır. Bu durum akla, İdare içinde yeralan ilgili birimin görev ve işlevini yerine getirmekten aciz olduğu dışında başka bir sebep getirememektedir.
Vakıf Mütevelli Heyetinin 20 Mart 1986 tarih ve 76 sayılı kararıyla kabul ediliş olan “ Türkiye Diyanet Vakfı Şubeleri Çalışma Talimatının 10 uncu maddesi gereği şube yönetim kurulu başkanı , şubenin bulunduğu yerdeki İl ve İlçe Müftüleri veya vekilidir. Vakfın Personelinin büyük çoğunluğunun ayın zamanda Diyanet İşleri Personeli de olması, bir çok bakımdan büyük sakıncalara yol açacaktır. Bu konuda ilk akla gelen , herhangi bir nedenden bir zarar oluştuğunda ortaya çıkacak sorumluluk sorununun hangi tür hukuk esaslarına göre çözümleneceğidir. Prof. DR Hatemi tarafından yöneltilen eleştiri’de özel hukuk faaliyeti olan vakıf işlerinin kamusal nitelikte ve özellikte faaliyetlere örgün bir nitelik kazanması başka bir yorumu akla getirmektedir.
Dikkati çeken bir diğer husus şudur; Türkiye de kamu hukuku alanında “ iş yapmak “ isteyen kişilerin karşısına çıkan “ bürokratik engeller “ den öteden beri yakınılır. 903 sayılı kanun cazip hükümler getirince , ikinci Meşrutiyet’de alıp yürüyen “ dernekçilik “ akını “ na benzer bir akım, bu defa da vakıf hukuki çerçevesinden yararlanmak üzere kendisini göstermiştir. Böylece her bakanlığın, her kamu kurumunun ve her mahalli idarenin yanında, ilkokulların yanındaki “ okul- aile “ birliklerini veya koruma derneklerini andırır biçimde koruma, destekleme, güçlendirme vs. vakıfları kurulmak istenmektedir. Bu vakıflar sadece “ parayı verip” “ düdüğü çalmayı” kamu tüzelkişiliklerinin yetkili organlarına bırakılmasıdır. Bu uygulama karşısında endişeye kapılmak yersiz görülebilir. Oysa Vakıf Yöneticilerinin kamu tüzelkişiliğinin iç işlerine karışması sonucunu doğuracak dolaylı ve dolambaçlı yollara girilmesi, “ hiç kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz diyen Anayasa ilkesine ( md; 6/ son) aykırı olur. Bu gün kamu tüzel kişiler ile özel hukuk ilişkisi içinde bulunan vakıflar çarpıcı bir örnektir.
Kamu hukukuna göre il ve İlçe Müftüleri Diyanetin taşrada temsilcisi olduğundan Anayasanın 136 maddesine göre; kamu görevlisi olup, Özel hukuk ilişkisi içinde bulunan Diyanet Vakfının da Şube temsilcisidirler.
Bu durum kamu gücüne göre hiledir.
Yıllardan bu yana Diyanet İşleri Başkanlığı personel harcamalarında İl ve İlçe Müftüleri kamu hukukuna göre memur olduklarından devlete ait bulunan “ taşıt kanunu” na ait bulunan resmi araçlarla işlemlerini yürütmesi gerekirken, özel hukuk ilişkisine ait bulunan Vakıf taşıtıyla tüm işlemlerini yürüttüğü görülmektedir. Vakıf taşıtıyla Müftüler resmi görevlerini ifa ederken, Mülki idare Amirlerinin ( vali-/kaymakam) bu binek taşıtlarına görev onayı vermesi hukuka aykırı olduğu Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün görüşüne göre hukuken mümkün değildir.
Aynı zamanda İl ve İlçe Müftülerinin Devlete ait bulunan lojmanlarda kalması gerekirken, Vakıfa ait bulunan lojmanlarda çok cüz-i ücret ödeyerek kalması da hukuken mümkün değildir Bu hususlar “ teşri-i müdahale “ ile kanuna karşı hile” istekleri mevzuata uygun bir biçime getirilip söndürülmelidir.
Diğer taraftan her Cuma günü Diyanet Vakfı adına camilerde toplanan (makbuzlu/makbuzsuz) yardımların İl ve İlçe Müftülerinin eliyle din görevlilerine ( imam/müezzin) toplatılması Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarına aykırıdır. Çünkü; Vakıf adına tüm hizmetler Vakıfın görevlendirdiği personel tarafından yerine getirilmesi gerekirken, Diyanet İşleri Personelinin eliyle meşru bir hale getirilmiştir.
Yapılacak şey, bu amaçla vakıf kurulmasını önlemek değil, sadece vakıf senetlerini iyi inceleyerek “ kanuna karşı hile “ leri bu yol ile kamu hukuku kurallarının denetiminden kaçınılmasını, kamu mal ve gelirlerinin özel hukukun serbesti alanına aktarılmasını ve baskı gruplarının kamu yararı amacından saptırıcı etkilerde bulunabilmesini önlemektir.
Kalın Sağlıcakla !


YEMEK MASANIZ VAR MI ?
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar, Yanlış Bildiğimiz Doğrular
BALIK BAŞTAN KOKAR