Haydi birlikte biraz gerilere gidelim.
Köylerin dolu dolu olduğu her evin çatısında bacaların tüttüğü, kapılarda civcivler, kedi yavruları, kapının hemen önünde ayakkabımızın üstüne yatmış bizi bekleyen karabaş, fino, çomarlar.
Sabah uyandığımızda, üşümesin diye annemizin çuvala sarıp kuzinenin yanına getirdiği gece yarısı doğan pembe burunlu beyaz kirpikli dana.
Yaptığı yumurtanın keyfiyle gıdaklayarak öğleye doğru folluktan atlayan tavuğumuzun şöylediği şarkılar hala kulaklarımızda.
Ya Horozun her sabah aynı vakitte uzun uzun öterek bizi uyandırmasına ne diyeceksiniz?
Bunların KADINA ŞİDDET le ne alakası var dediniz değil mi?
Anlatalım…
Bizim çocukluğumuzda hepimiz için yaşam böyleydi .
Kimin kedisi yoktu ki?
O zamanlar bu günki gibi dişi kedi ve köpek ( hamile kalıyor, yavru yapıyor) diye horlanmaz ve dışlanmazdı.
Bilakis, eve sahip çıkar, fareyi çok tutar diye dişi kediler tercih edilrdi.
Doğan yavruların ;
— Beyazı benim! ,
— Hayır benim! ,
— Neyse tamam senin olsun, ben siyahını alayım demedik mi?
Civcivlerimizi,
“ Aman ezilmesin kanadı kırılmasın” diye severken titremedik mi?
Köpeğimiz hastalandığında, öldüğünde ağlamadık mı?
Şimdilerdeki gibi VETERİNER mi vardı ?
Etrafımızdaki kuşlara yem vermedik mi?
Tüm bunların MERHAMET DUYGULARIMIZI geliştirdiğini ve beslediğinin hiç farkında değildik.
Büyüyüp piliç olan civcivimizi babamız kesmeye karar verdiğinde önce direnip, ikna edemeyince oradan uzaklaşıp ağlamadık mı?
Sofraya oturup etini yemeden küstüğümüz günler oldu bizim.
Ayrıca doğanın içinde yaşamanın verdiği huzuru farkedemedik bile.
Hangimizin Annesi (DEPRESYON İLACI) kullanıyordu ki?
İşte köy yaşamı bize huzur verdiği gibi, merhamet de aşılıyordu. Olgunlaşıyorduk.
Çeşit çeşit hayvanlar, bitkiler, sebzeler ve ağaçlar bizim için varlardı.
Ne olduysa ,
OKU GİT KURTUL BU MEMLEKETTEN, BİZİM GİBİ KÖYLERDE SÜRÜNME ! düşüncesi üredi .
Oku adam ol!
Oku devlete kapağı at.
Git buralardan!
Kolları sıvadık. Okumaya başladık. Sınıfda kalanlarımıza dayak attılar, tembel diye aşağıladılar.
Komşunun okuyan çocuklarıyla kıyaslayıp ezdiler bizi.
O yüzden bir kuşak doğdu ki, okuyup köylerden kurtulmak isteyen.
Köyler kötülendi, köylüler aşağılandı. Köydekiler kendilerini kötü hissettiler. DANA ÇOBANI diye alay cümlesi türedi.
Okumazsan aha şöyle KOYUN ÇOBANI olursun dendi.
Okuduk, yırttık kendimizi, bir gün karşımıza dershaneler(!) çıkarıldı.
O dönemlerdeki, Memurlar, Öğretmenler, Hakim Savcı Doktor velhasıl kim varsa okullardaki derslerle adam (!) olurken bize okul yetirilmedi.
Özel ders ve dershanelerden vakit bulup ÇİMENLERE basamadık.
Annesinin kanatları arasından kafasını çıkarıp bize bakan bir civcivimiz olamadı artık.
Peşimize takılıp okula gelmek isteyen köpeğimiz hayallerimizde kaldı.
Ruhumuzu bir odada yüzlerce kitabın sayfalarına kapattık.
EN SONUNDA ADAM OLDUK (!) . Bir işe yerleştik. Devlet iyi para veriyordu. Okuyamayanlar da ŞEHERLİ olmuştu.
Çocuklarımız ;
— Anneee, bak KEDİ!!
— Aaa bak ne güzel KÖPEK!
— Çocuğum !! CIS, CIS onlar !!
— Hem sen ödevini yaptın mı bakayım?
— Hadi şimdi biraz test çöz.
— Oku da adam ol.
Dersler yapıldı, Testler çözüldü.
Evden dışarı çıkmak izne tabi oldu.
Boş zamanlarda, önceleri ATARİ salonlarına çıkarken biraz dışarıyı görüyor oksijen alıyorduk.
Sonraları evlere giren BİLGİSAYARLARDA savaş oyunları, düşman öldürmeler yapıldı.
Gözümüzü kırpmadan hepsini öldürdük ve oyunu kazandık.
Dışarıya hiç çıkmaz olduk.
Çocuklar stresini, önlerine OYUN diye servis edilen asker öldürme, araç yarıştırma, çarpıştırma zehirleriyle attılar.
Hayatında kediye dokunmayan köpeğin kaç ayağı olduğunu bilmeyen, ÖSYM de öylesine yaptığı 17.tercihiyle VETERİNER, Bir tane bitkiye dokunmayan 15.tercihiyle ZİRAAT MÜHENDİSİ oldu.
Tüm bunlar tesadüfen ve puanları tuttuğu için oldu.
Başarısızlık baskısından korkan ve bunalan öğrenciler, sırf üniversiteyi KAZANDI desinler diye ses etmedi, edemedi, sevinemedi.
Gitti okudu. Aileler bir sürü masraf etti, çileler çekildi.
Diplomalar alındı ama sevinçler kısa sürdü.
Bir müddet bekleyip Devletin iş kapısından ümidi kesenler, özel firmalara, marketlere başvurdu.
Vaktiyle köyde kalıp dana çobanı (!) olarak isimlendirilen insanların çocuklarından daha düşük maaşla, onların emrinde çalışmayı kabul ettik.
Etrafımızdaki yaşamlara yetişebilmek ve imrendiğimiz hayatlara erişebilmek için çırpınıp durduk.
Bu çırpınışlar, TRAFİKTE KAVGAYI, TİCARETTE BORÇ ÖDEMEMEYİ, HIRSIZLIĞI AHLAKSIZLIĞI, SÖZÜNDE DURMAMAYI, MERHAMETSİZLİĞİ, ACIMASIZLIĞI öğretti bize .
Nasıl olsa bu ülkede doğan herkese MÜSLÜMAN deniyordu.
Biz de müslümandık.
Gerisi teferruat oldu.
Vaktiyle izlediğimiz DALLAS dizisi gerçek oldu.
LUSİ nin evine gelip, üst kattaki odasına girip birlikte vakit geçiren erkek arkadaşına kızarken, bizim kızlar ve oğlanlar da aynısını yapmaya başladı.
İzin vermeyen aileler dışlandı, horlandı, gerici olarak yaftalandı.
Kızları, kadınları açtık,
MUZ gibi SOYDUK.
Büyük küçük tanınmaz oldu.
Evlerde yemek demode oldu.
Ev yemekleri adıyla kahvaltılar dahil dışarıya taşındık.
Evleri sadece yatmak için Otel gibi kullanmaya başladık.
Her türlü ahlaksızlığın sergilendiği diziler reyting rekorları kırdı.
KADIN değersizleştirildi.
Bir çoğunun, CİNSEL BİR OBJE , KULLAN BIRAK, DİĞERİNE GEÇ virüsüne yakalanan ERKEKLER, KADINI eşya gibi görmeye başladı.
Oysa her Kadın bir ANNE adayı idi. Saygı görmeliydi.
İlk öğretmen Kadındı, Anneydi.
Başlamadan biten Evlilikleri gördük .
Daha neler neler !!!
Sonra ne mi oldu?
AİLE KURUMU BİTTİ. BİTİRİLDİ.
YUVASINI YIKMAK İSTEMEYİP DİRENEN KADINLAR, ÖNCE YUMRUK, SONRA BIÇAK, SON OLARAK DA SİLAHLA TANIŞTILAR.
Vee,,
Bugünlerde
KAHROLSUN KADINA ŞİDDET
şarkıları söylüyoruz.
Bu şarkılar ileriye doğru daha da artarak söylenmeye devam edecek gibi gözüküyor.
Düşüncemiz bu….
Lütfen yanıldığımız,size yanlış gelen fikirlerimizi, yorumlarınızda belirtiniz,
Birlikte doğruları bulalım.
Herkese Selam,
Herkese Saygı.



GÜVERCİNLİK KÖYÜNDEN GEÇTİNİZ Mİ?
DİN TÜCCARI SİYASETÇİLER DEMOKRASİMİZE ZARAR VERMEKTEDİR