Gazetemiz yazarı Haluk Ekiz’in yazısı
Zenginlik ve Fakirlik denildiğinde aklınıza ne geliyor?
Mesela şu adam çok ZENGİN denilse hemen aklımıza ne kadar çok parası vardır diye bir düşünceye dalıyoruz.
Ya da şu gördüğün kişi çok FAKİR desek!
Bu sefer de hiç parası yok demek ki diyesimiz geliyor.
ON kişiden DOKUZU böyle düşünüyordur kesin.
İşte toplum olarak yıllardır yaptığımız en büyük hatalardan biri de bu.
Oysa gerçekten zenginliğin ölçüsü para mı?
Yani para mı olmalı.
Asla değil. Ve olmamalı.
BEŞ tane fabrikası olan birini düşünün. Ama basacak bir karış toprağı yoksa, kendine ait bir ağacı ve dalında öten bir kuşu yoksa.
Bahçesinde çimenleri, rengarenk çiçekleri ve her çiçekten bal toplamaya çalışan arıları yoksa neye yarar ki o zenginlik.
O gitsin bankalarda parasının getirisini hesaplayıp, şehrin gürültüsü arasında ağır aksak ilerleyip deniz manzaralı dört duvar arası evine uğrasın.
Sabahlara kadar, acaba altın mı alsaydım, yoksa borsaya mı girseydim diye düşünmekten yorgun düşen vücudunu uyutmak için, uyku ilaçları, antidepresanlar içsin.
Bu devirde;
Geçinecek kadar parası olup da, en fazla üç basamaklı merdivenli evinden dışarı çıktığında, kapıda onu bekleyen bir köpeği, sapsarı civcivleriyle harmanda toprağı eşeleyen anne tavuğu, pembe burunlu bir danası olan, yemyeşil ağaçlar içinde kuş sesleriyle kahvaltısını yapan birinden daha ZENGİN kim olabilir?
Öte yandan bunların hiç birine sahip olamayan birisinden de daha FAKİR kim olabilir?
O yüzden, FINDIK para etmiyor diye bahçelerinizi değersizleştirmeyin. Uğraşamıyorsanız kesin fındık ocaklarını. Ama bahçelerinizi asla yok pahasına satmayın.
Gelecekte toprağı olanlar karlı çıkacaktır. Sizi ilgilendirmiyorsa, çocuklarınızı ya da torunlarınızı ilgilendirir.
Herkese Selam,
Herkese Saygı.


APP PLAKANIN CEZASI NEYE GÖRE BELİRLENDİ?
5 BAKANLIK 1 DİYANET ETMİYOR
BU BEN DEĞİLİM!
“18 MART”