Osmanlıdan devren alınan ve cumhuriyet döneminde pek az değişikliğe uğrayan yönetim yapımız tamamen eskimiş, tükenmiş, çağın gelişmelerinin çok uzağında kalmıştır.
Bu gün tüm kamu hizmetleri merkezden planlanmakta ve programlanmakta, tüm gelirler merkezde toplanmakta, tüm ödenekler merkezden gönderilmektedir.
Yerel hizmetlerin merkezde planlanması, yerel halkın ihtiyaç ve önceliklerinin belirlenememesi , halkın istekleri doğrultusunda etkili bir programlama yapılamaması, karar vermede, uygulamada kırtasiyecilik, gecikme, duyarsız gibi idari etkililiği ve verimliliği olumsuz etkileyen sorunlara neden olmaktadır. ( Dr. Selçuk YALÇINDAĞ Amme İdaresi Dergisi. Cilt 21 Sayı 3)
Devlet büyümüş, hantallaşmış ( mamudizm hastalığı) ve kaynak yutan bir lapıya dönüşmüştür. Bu güne kadar sürdürülen Devleti küçültme iddialarının tam aksi gerçekleşmiştir.
Bu günkü merkezi bürokrat idari yapı; sosyal ve ekonomik kalkınmanın en büyük engeli olup, antidemokratik , katılımsız, halksız, heyecansız statik. İnsan haklarına ve çağın gelişmelerine cevap vermekten uzaktır.
Eski Anadolu uygarlıklarında halk meclisleri ( senato) Beylikler ve Osmanlı dönemindeki Millet, Cemaat ve Vakıf yaklaşımıyla sağlanan sonuçlar, yaratılan uygarlık eserleri ortadadır.
Tanzimat’la başlayan devletçi yaklaşımlar milletin insiyatifini ve teşebbüs kabiliyetini yok ederek, her şeyi devlete ihale eden ve he şeyi devletten bekleyen, devleti taşeron yapan, bedel ödemeden hizmet isteyen, nimet- külfet dengesini gözardı eden bir boşluk ve çözümsüzlük doğurmuştur. Devletçilik tanzimatla başlar artarak bu güne gelir.
Düşünür Murat BELGE Türk Devleti bir başarma veya başarmama fırsat ve imkanını halkına hiç tanımadı, herşeyi kendinde topladı; ama başarısızlığı hiç kendinden bilmedi; cahil, yobaz, anarşist halktan bildi. Demektedir. Yüz elli yıllık yakın tarihin yönetim felsefesi açısından özeti budur.
Toplum “ Bana ne ? hastalığına yakalanmıştır. Eski Anadolu Uygarlıklarında şehir yönetimine katılmayan ve politika ile ilgilenmeyen birey iyi yurttaş kabul edilmemiştir. Devamla Osmanrlı daki cemaatçı yapı, katılım ve insiyatif yerine halkı dışlayan bir modele dönüşmüş bedavacı, bekleyen, ağlayan, şikayet eden, dileyen duyarsız insan tipi oluşmuştur.
Millet devlet için değil, devlet millet içindir. Faşist İtalyan Ceza Kanunu kişi yerine devleti ve malı korumaktadır. Bu felsefenin geçerliliğini bu çağda da sürdürmesi çok düşündürücüdür.
Demokratik batı toplumlarında ise; Yaşadığım yer evimdir., evimin içini ben yönetirim “ felsefesi aynı şekilde Hükümet uzaktan yönetim yerinden olur. Prensibi geçerlidir.
Gelişmiş ülkelerde işletmelerde olduğu gibi, devlet sisteminde de katılmalı yönetim temel ilkedir. Etkin, verimli, dinamik, yaratıcı yapı ancak bu surette sağlanabilir.
1950 sonrası başlayan demokrasi hareketi de aşırı merkeziyetçi yapıyı değiştirememiş; maalesef vesayetçi, tepeden inmeci, tekelci ve sınırlı olmaktan kurtulamamıştır.
Devletin ekonomide ve yönetimindeki olağanüstü pay ve ağırlığı giderek artmıştır. Devletin bu gücü karşısında vatandaş değersiz hale gelmiştir.
Ara rejimlerle bürokrasi her seferinde daha da güçlendirilmiş, politika ve politikacı yıpratılmıştır. Halk yönetime politikacı ile katılır., demokrasinin başka yolu yoktur.
Aşırı merkeziyetçi yapı; bürokrasi hastalığına yakalanmış bürokrat yanında merkezle taşra arasında korkunç bir evrak trafiğini ve neticede bu yapıdan ürken, bıkan ve umutsuz, yorgun ve bitkin halk yığınlarını oluşturmuştur. Kalın Sağlıcakla !


TÜRKİYE DİYANET VAKFI NEREDEN KOŞUYOR
YEMEK MASANIZ VAR MI ?
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar, Yanlış Bildiğimiz Doğrular