Türkiyede hiç bir siyasetçiyi görevdeyken övemezsin, beğenemezsin.
Ya?
Öldükten sonraki yıllarda, başka seçimler ve hükümetler gelip geçmeli ki ancak o zaman rahmet okunarak özlemle anılır,değeri anlaşılır.
Sağlığında, bu hatayı yapanlara YANDAŞ, YALAKA, SATILMIŞ dan, KOYUN’dan girip OT’ dan SAMAN ‘dan çıkarlar.
Yeni bir parti gelir, heyecanlar doruğa çıkar, herkes lideri bağrına basar, seçimler kazanılır.
Bir dönem sonra isyanlar başlar, menfaatler tavan yapar, daha başka, daha başka istekler zirveye ulaşır.
Ve bir gün, doyumsuzca, nankörce gidiş bileti kesilir.
Bunun canlı örneklerini, geçmiş yıllarda ÖZAL ve ERBAKAN için gördük.
Askeri darbe sonrası karşımıza çıkan ve ülkenin gelişimine çok katkı yapan Özal’ın zehirlenip yok edilmesine şahit olduk.
Bizim için çabaladığını o zamanlar göremeyip ( ülkeye irticayı getirecek) diye dalga / korku karışımıyla harcanan Erbakan hakkında günümüzde yakılan ağıtlara bir bakın.
Yüzde 0,1 oyu bile çok gördüğümüz Muhsin Yazıcıoğlu için yapılan övgüleri birlikte görüyoruz.
Şimdi sıra ERDOĞAN ‘a geldi.
2002 de sahneye çıktığında onu en fazla alkışlayanlar, bugün en çok küfürü edenlerdir.
Değişen hiç bir şey olmadı.
Halk olarak yine malı götürdük. Ama değişmesi gereken yine siyaset ve siyasetçiler oldu.
Oysa çevrem, ülkem ve insanlık adına zihniyetler değişse ne de güzel olurdu,
Kabul edelim ki, gelir düzeyimiz ve refah seviyemiz yükseldi.
Evler, işyerleri, arabalar alındı, satıldı.
Herkesin dolabında (ama giyilmeyen tarafda) onlarca, ayakkabılar, giysiler küfleniyor.
Bir zamanlar yollardan tek tük geçen Mercedesler, Bmw’ler ayağa düştü. Sıradanlaştı. Çırak bile Mercedes ‘e biner oldu.
Otobüs yolculukları çok uzun ve sıkıcı geldi. Uçaklar tepemizde cirit atıyor.
Antalyada günlük BEŞ BİN DOLARA villa kiralayanlar var.
Evlerin önü iki, üç arabalarla doldu.
Fındık toplamaya, tırpan vurmaya arabayla gidiyoruz.
Mutfaklar kapandı. Dışarıda Ev yemekleri moda oldu.
Hasta ananın babanın tırnağını kesmeye eve geliyorlar.
Kuyumcuların çoğu varis oldu ayakta bekleyip ALTIN satmaktan.
Yinede hiç birşey yetmedi bize.
Şükrü, vefayı, yetinmeyi ve sabrı unuttuk.
Unutmayanları aşağıladık.
Her defasında daha da fazlasını istedik. DOYAMADIK.
Ama sorsanız, Ülke satıldı!
Bu cümle bize çok tanıdık geliyor çook!!
Dünya ne üretmişse anında Türkiyede bizimle buluştu .
Cebimizdeki telefon yüz bin lira.
Ama Hükümetin suyu ısındı değil mi?
Otobüs molasında ve Vapurlarda seyyar satıcılık yapan öğretmenleri gördük biz.
Memura Zekat verilebilir diye fetva verilen yılları yaşadık.
Ama her defasında faturayı siyaset ödedi. Biz kurtulduk.
Oysa,
Oysa bir başarabilseydik.
Neyi,
Dürüst, düzgün, ahlaklı bir insan olabilmeyi,
Oysa Devlet BİZ dik, siyasetçi BİZ dik, Halk da BİZ dik.
Fakat malı biz götürdük faturayı her zaman siyaset ödedi.
O yüzden kural değişmiyor.
Bunun da süresi doldu.
Tekmeler hazırlandı,
Sıra ERDOĞAN’da..
Herkese Selam,
Herkese Saygı.



KAVGALI ZİHNİYET
FATSAYI ÖLDÜRELİM AMA HAKKINI DA YEMEYELİM!
“8 MART”